Ruh Eşim {1-Bölüm} - Sultona Okhunjonova

Cevapla
SerraBlack06
Acemi
Mesajlar: 9
Ad Soyad: Sultona Okhunjonova
Gender: Female

#1 Ruh Eşim {1-Bölüm} - Sultona Okhunjonova

Mesaj SerraBlack06 ·

"Yarın senin doğum günün! Ruh işaretini alacağın için heyecanlı mısın? Kızım ya Tarık çıkarsa? İki yıldır sevdiğin çocuk senin ruh eşin olursa, çok sevinirim. İnşallah o çıkar. Duygularına karşılık bulursun, sonunda!"

Çok fazla konuşan Nazlıya baktım. Anlamıyorum? Bu kadar konuşacak ne vardı ki? Sadece bir işaret o kadardı. Tabi Nazlı hanim daha işaretini almamıştı. Ondan bu kadar heyecanlı bence. Tabi işareti alınca işin sonunda tanımadığım biriside çıkabilir. Belki Nazlının dediği gibi Tarık çıkar. Lakin, Tarık çoktan işaretini almıştı. Hatta geçen gün gördüğümde sağ kolunun dış yüzeyinde işaret yer alıyordu. Ayrıca işaret beni anlatan bir cinsten değildi. Yani işaret bir çift kulaklık ve müzik notasını tasvir ediyordu. Ben ise müzik dinlemeyi sevsem de o kadar tutkunu değildim. Lakin Nazlı tam bir müzik tutkunuydu. Her zaman çantasında kulaklık bulundururdu. Birde yedek kulaklığı da vardı. Aynı zamanda okuldan sonra piyana ve keman kursuna gidiyordu. Anlayacağınız Nazlı tam bir müzik aşığıydı. Belki Tarık'ın ruh eşi Nazlıdır. Bakalım neler olacak?

"Hey! Beni duyuyor musun? Sana diyorum Asya! Asya!" Nazlının bana seslenmesi ile düşüncelerimden çıktım. Ona dönerek gülümsedim. Her ne kadar Nazlının Tarık'ın ruh eşi olabilir olma düşüncesi beni üzse de bunu ona belli edemezdim. Nede olsa o benim arkadaşımdı. Ayrıca arkadaşlığım sevdiğim çocuktan daha önemliydi. "Üzgünüm en son ne dediğini duyamadım, dalmışım." dedim. Onunda önce gözleri kısıldı. Sonra benle alay edermişçesine konuşmaya başladı. "Eh, anlıyorum tabi! Nede olsa beyaz atlı prensini düşünüyordun." Bu sözleri beni dumura uğrattı. Neden, Tanrım! Neden her fırsatta bana Tarık'ı hatırlatıyorsun? Tarık'ı hatırlamak ruh eşi olayını hatırlamakla aynı şeydi. Buda beni daha fazla üzüyordu. Nazlıya bakarak konuşmaya başladım. "Nazlı o benim beyaz atlı prensim değil! Ayrıca onu düşünmüyordum."

Bu sözlerime Nazlı kaşlarını çatarak cevap verdi. "Tabi canım! Geçen günde Tarık'la evlenme hayali kuranda bendim demi?" Sadece burnumdan derin nefes aldım. Dışarıdan kesinlikle kızgın boğa gibi görünüyordum. Nazlı benim bu halimi görünce yutkunmadan edemedi. Bende onu kızdıracak şekilde konuşmaya başladım. "Biliyor musun? Neden olmasın? Belki boy boy çocuklarınız olabilir. Hatta Tarık futbol oynamayı sever ya, sizde çocuklarınızdan bir futbol takımı kurarsınız. Ne dersin?" dediğimde Nazlı önce bir kızardı. Sonra kafasını iki yana sallayarak bana sahte ama etkili kızgın surat bakışı attı. Aslında bu şekilde çok komikti. Bende gülmeye başladım. Önce neye güldüğümü anlayamadı. Sonra oda bana eşlik etti. Okul bahçesinde kahkahalarımız yankılanırken diğer çocuklar deli görmüşler gibi bakmaya başladılar. Bakışlarımı bahçedeki çocuklarda gezerken gözlerim onu gördü. Tarık, Nazlıya bakıyordu. Ben o hayran olduğum bal rengi gözlerde aşkı gördüm. Lakin o gözlerde ki aşk bana ait değildi.

Biliyordum. Her ne kadar inkar etsem de biliyordum. Tarık ve Nazlının arasındaki gizli dahi olsa fark ettiğim kıvılcımları, birbirlerine olan hayranlıklarını ve çekimi. Şuan kendimi fazlalık gibi hissetim. Nazlı, ben Tarık'ı seviyorum diye uzak dururken Tarık ise Nazlının ona davranışları yüzünden uzak duruyordu. Eğer ruh eşim Tarık değilse ve Nazlı onun ruh eşiyse ne yapacağımı biliyorum.

Nazlı duraksadığımı fark etmiş olmalı ki bana baktı. Bakışlarımı takip ederek nereye baktığımı anladı. İşte şimdi Tarık ile Nazlının bakışları birleşmişti. Her ne kadar kalbim sıkışarak bana acı verse de bu anı engellemeyecektim. Nazlıya baktığımda gözlerinde hüzün vardı. Birde hüzün duygusunun ardına saklanan aşk duygusu.

Bu bakışmayı sonlandıran taraf Tarık oldu. Yanında ki arkadaşlarını alarak okula ilerlemeye başladı. Onlar okula girdikten sonra okul zili çaldı. Nazlıyı yerden kaldırarak okula ilerlemeye başladım. Son iki saatimiz kalmıştı. Dersler bitikten sonra yarın saat tam 19:00 de doğum günümdü. Aynı zamanda işaretimi alacağım saat dilimiydi. Sınıfa ilerlerken Nazlı sanki suç işlemiş çocuklar gibi başını eğmiş ve tek kelime etmiyordu. Aslında bu iyiydi. Yani şimdilik... Çünkü benimde sessizliğe ihtiyacım vardı.

*****

Sınıfımıza giriş yapan Rehber öğretmenimiz Rabia, sanki kötü bir şey varmışçasına acele ediyordu. Çantasını öğretmen masasına bırakan Rabia Hoca hemen bize döndü. Sınıftaki herkes ayağa kalkmıştık ki Hocamız "Lütfen çocuklar oturun. Önemli bir açıklama yapmam gerekiyor!" dedi telaşla. Bizde Hocamızın bu tür davranışlarına alışkın olmadığımız için onun dediklerine uyduk. Önce tahtanın önüne geldi ve konuşmasını sürdürdü. "Çocuklar öncelikle konuşmam esnasında soru sormak yok. Konuşma bitince sorularınızı yanıtlayacağım. Tamam mı?" Bize onay bekleyerek bakınca 'Tamam' dedik hep bir ağızdan. "Tamam, şimdi sakin olun ve endişelenmeyin. Bu tamamen geçici bir durum. Biliyorsunuz ki bize bir kurt okulu yakın. Bu okulda bazı sorunlar çıkmış, bu sorunlar sonucu orada bulunan öğrenciler tehlike altındalar. İşte bu durum karşısında MEB bakanımız az önce bizi bildirdiler. Bir karar alınmış, bu karar kurt okuluna en yakın okul biz olduğumuz için oradaki öğrenciler buraya transfer olacaklar. Aynı zamanda kurtlar ve insanlar karma bir şekilde eğitim alacaklar. Şimdi sorularınızı alabilirim." diyerek sözünü bitirdi Hocamız. Bende soru sormak için el kaldırdım.



Lakin benden önce el kaldıran Cansu'ya söz hakkı verildi. Cansu "Hocam, kurtlar vahşi oldukları için aramıza katılmaları ne kadar doğru?" dedi. Cansu ve yine saçma soruları. Kurtlar vahşi değiller sadece aile kavramına çok önem veren ve birbirilerine çok bağlı olan varlıklardı. Lakin annem ve babam hiç bir zaman kurtlarla tanışmama izin vermemişti. Eğer onlar buraya geliyorlarsa şanslıydım. Bence kurtlar çok sıcak kanlı ve sevimliydiler. En azında okuduğum kitaplarda ve tarih kitaplarında öyleydi. Rabia Hoca, Cansu'ya bakarak "Kitabı kapağına göre yargılama Cansu. Onlar vahşi olsalar da en azından birbirlerine bağlılar. Lakin sen geçen sene ne kadar vahşi olabileceğini göstermiş oldun. Şimdi otur yerine!" dedi.

Geçen sene Cansu bir kızı öldüresiye dövmüş ve üstüne kızı karnından bıçaklamıştı. Kız şuan komadaydı. Nedeni ise Cansu onu döverken kafasından darbe almış ve beyin kanaması geçirmişti. Buna rağmen Cansu hala okulda okuyordu. Çünkü okulun Müdürü dayısı oluyordu. Bir nevi torpilliydi. Elimi bir daha kaldırarak söz hakkı istedim. Rabia hoca bu defa bana söz hakkı verdi. Ayağa kalkarak konuşmaya başladım. "Sorunun kaynağı tam olarak nedir? Bildiğim kadarıyla buraya en yakın Doğu ve Doğu-Güney kısımlarda kurt sürüleri var. Batı kesimdeki sürü zaten okula giden öğrencileri oluşturan kısım iken acaba Alfa- Beta olma yarışları başladığı için Batı kısımdaki sürüye savaş açmış olabilirler mi?" dedim. Hoca önce şaşırdı. Sonra gülümseyerek" Bunların hepsini nerden öğrendin? Ayrıca evet Doğu sürüsü Batı kısımdaki sürü ile kavgalı olduğu için bu sezonu sebep olarak kullanmışlar. İşte bu yüzden okula ve çevresine saldırmışlar." dedi. Hocanın bana cevap vermesine sevinmiştim. Genellikle bana kurt takındım yüzünden pek cevap verilmezdi. Nedeni ise insanlar kurtları sevmezlerdi. Rabia Hocaya dönerek "Kütüphanede ki tarih kitapları ve bazı araştırma kitaplarından öğrendiklerim sadece." dedim. Hoca bana sadece gülümsedi.

Benden sonra söz hakkı alan Furkan ayağa kalktı. "Hocam, kurtlar geldiklerinde nasıl davranacağız? Yani bazı kurallar olacak mı?" dedi Furkan. Aslında büyütülecek bir şey yoktu. Onlarda bizim gibi insanlardı. Sadece daha farklı, daha sıra dışı canlılardı o kadar. İnsanları gerçekten anlamıyorum. "Onlar geldiklerinde normal şekilde davranabilir misiniz. Onlar hemen hemen bizim gibiler. Lakin daha fazla ayrıntı veremem. Kalan tüm ayrıntıları yarın Müdürümüz açıklayacak. Birde şöyle bir kural olacak. Her bir kurt bir insanla eşlenecek. O insan o kurdun her şeyiyle ilgilenecek ve sorumlu olacak. Aranızda gönüllü olan var mı" dedi Hoca. Furkan'ı cevapladı ve bize bilgi verdi. Hoca bunları deyince ben gülümsedim. Aslında bu benim şansım olabilirdi. Hemen el kaldırdım. Tüm sınıf şaşırmış gibi bana bakıyordu. Rabia Hoca ise ellerini çırptı ve gülümsedi. "Çok güzel, en azından biri onlarla ilgileniyor!" dedi ve telefonunu eline aldı. Bir kaç şey yaptı telefonla. "Tamamdır adını listeye ekledim. Yarın tüm ayrıntıları seninle konuşuruz." dedi. Bende evet anlamında başımı salladım. Arkamı donduğumda Nazlı bana memnun süz bakıyordu. O bakışlarda iğrenme gördüm. Hem de ilk defa...

*****




Sabah olunca kendimi yurdun odasından hemen attım. Çok heyecanlıydım. Tarık'la ilk karşılaşmamızda bile bu kadar heyecanlı değildim. Ah o konu! Dur bir dakika ben bir şey unuttum. Lan ben ne unuttum ki? Bir dakika bugün tarih kaç? Elimde duran telefona baktım. Bu gün 2 ekim. İnanamıyorum! İşaretimi alacağım gün bugün. Kalbim gümbür gümbür atarken başka bir şey daha hatırladım. Bu gün başka bir sürpriz daha vardı. Oda kurtlar geliyordu. Yaşasın!!!

Koşarak okula gittim. Okula giriş yapar yapmaz birden fazla araba sesi duydum. Arkamı döndüğümde ise iki büyük otobüs bizim okula doğru geliyordu. Şuan kesinlikle bir rüyada olmalıyım yoksa bu gerçek olmayacak kadar gerçekti. Her neyse şimdi heyecanın zamanı değildi. 10'A sınıfının oluşturduğu kuyruğa doğru ilerlemeye başladım. Eğer yalnız olsaydım havalara uçar, dans ederdim de milletin içinde rezil olmak istemezdim. Mavi okulun siyah renkli kapısından sevgili Müdürümüz çıktı. Arkasından bir kaç öğretmen geliyordu. Öğretmenler, öğrencilerin oluşturduğu kuyrukların önüne gelerek durdular. Ellerimi önüme getirerek iki kere çırptım. Aynı zamanda müdürden gelen açıklamayı merakla beklemeye başladım.

Benim bu halimi gören bir kaç kişi göz devirdi. Aynı zamanda okulun bahçesine otobüsten inen öğrenciler akın etmeye başladı. Aralarında bir kaç orta yaşlı kişiler vardı. Sanırım öğretmenlerdi ya da veli? Siyah saçlı ve 40 yaşlarında gözüken bir kadın Müdüre doğru ilerlemeye başladı. Elinde bir kaç evrak vardı. Müdür önce mikrofonu aldı ve konuşmaya başladı. "Öncelikle tüm öğrencilere günaydın. Biliyorsunuz ki bazı nedenlerden dolayı kurt okulu zarar görmüş ve öğrenciler bu okula transfer oldu. Bu açıklamayı zaten öğretmenleriniz sizlere duyurmuşlardır. Biz öğretmenler aramızda konuşarak bir karara vardık. Aranızdan seçilen ve gönüllü olan öğrenciler, yeni arkadaşlarımıza bu yeni süreçte yardım edecek ve bu durum bitene kadar eşlik edecekler. Şimdi adını okuduğum yanıma gelsin." dedi ve bir kaç isim okumaya başladı. En sonunda altıncı sırada okunan benim ismimdi. Yüzümde büyük bir gülümsemem ile diğerlerinin yanına ilerledim. Beni gören insan olanlar kötü kötü baksa da kurt olanlardan bir kaçı şaşırmış gibilerdi.

Seçilen öğrencilerin yanına gittiğimde aralarına karıştım. Yanımda duran kadını görünce önce şaşırdım sonra konuşmak için kadına baktım. Bu kadın müdürün yanına giden kadındı. "Efendim acaba adınızı sormamda sakınca var mı?" dedim. Kadın bana baktığında gözlerinin bal rengi olduğunu gördüm. Ne kadar güzel! "Adım Berna. Neden sorun?" dediğinde gözleri sert bakıyordu. Ne diyeceğimi düşünürken yalan söylemek istemezdim. Bende hemen doğruyu söyledim. "Hayatımda hiç sizler gibi birileri ile tanışmadım. Ancak bir kurt tanımayı çok istedim. Lakin tanıştığım ilk kişi sizsiniz, hocam. Bu arada siz hocam demem de rahatsız olur musunuz?" dediğimde gözlerimdeki bakış biraz olsun yumuşamış gibiydi. Belli belirsiz gülümsedi. "Tabi, hocam diyebilirsin. Bende senin adını öğrenebilir miyim?" dedi. Yaşasın, bir kurt adımı sordu! "Tabi, adım Asya!" dedim heyecanla. Artık kadın gözlerimde ne gördüyse gülümsedi. "Tanıştığıma memnun oldum, Asya. Okulunuza gelmeden önce müdürün bahsettiği bir kız vardı. Sanırım, o sen olmalısın. Öğrenciler arasından kurtlara dair bir çok şey biliyor olduğundan bahsetti. Tüm bunlar doğrumu?" dedi Berna Hoca.

"Evet, doğru. Sırf bu yüzden okulda pek sevilmem. Yine de o kitapları okurken insan hayran olmadan edemiyor. Kurtlar hakkında merak ettiğim o kadar çok şey var ki, saysam bitmez." dediğimde Berna Hoca sadece gülümsedi. Bir cevap vermedi ve önüne döndü. Müdür, adları okumayı bitirmiş ve bize dönmüştü. "Şimdi hepiniz kişi başına 5 öğrenciden sorumlusunuz. Kurt okulundan toplamda 100 kişi geldi. Sizler ise 20 kişisiniz. Ayrıca yurt odalarına o şekilde yerleştiril diniz. " dedi Müdür. Benim gibi bir kaç öğrenci sadece kafa salladı.

***

Sınıfa girmiş yerime oturmuştum. Nazlı, yanımda yoktu. Neden acaba? Genellikle yanımda oturan kız ne olduysa bu gün Tarık'la oturuyordu. Dur bir dakika!! Tarık! Nazlı 'ya bakınca bana dik dik bakmakla yetindi. Tarık ise onlara baktığımı anlayınca bir kolunu Nazlı'ya doladı. O an içimde bir şey koptu. Evet, Tarık ve Nazlı ruh eşi olursa aradan çekilirdim. Lakin Nazlı daha işaretini dahi almamıştı. Doğum günü 3 ay sonraydı. Neyse bu konuyu daha sonra düşünürdüm. Erdem hocamız içeriye girdi. Yanında 5 kişi daha vardı. Yeni öğrenciler. Az önceki görüntü yüzünden heyecanım bile kaçmıştı. Erdem hoca konuşmaya başladı. "Merhaba Arkadaşlar! Bu gün sınıfımıza yeni öğrenciler geldi. Asya, onlar senin sorumluluğun altında." dedi bana bakarken. "Tamamdır, hocam." dedim. Erdem hoca benim cevabımı duyduktan sonra ayaktaki 5 kişiye döndü. 3 erkek 2 kızdan oluşan kişiler etrafa dikkatle bakıyorlardı. "Çocuklar lütfen kendinizi tanıştırır mısınız? Daha sonra boş yerlere oturabilirsiniz." dedi Erdem hoca. Bunu duyduktan sonra içlerinden bir kız öne çıktı. Kumral saçlı ela gözlüydü. "Adım Ceylan Sökmez. 16 yaşındayım. Umarım iyi anlaşırız." dedi Ceylan. Aslında tatlı bir kızdı. Bence ben bu kızla iyi anlaşırdım.

Ceylandan sonra diğer kız konuşmaya başladı. Siyah saçlı ve mavi gözlüydü. Beyaz bir teni vardı. "Adım Ahu Akkurt ve bana bulaşmayın." dedi sertçe. Bu kız aslında tatlıydı. Lakin sert bir mizacı var gibiydi. Sonra Ahu'ya benzeyen bir erkek konuşmaya başladı. Siyah saçlı ve mavi gözlüydü. Boyu en az 1.70 civarındaydı. "Deniz Akkurt." Sadece bunları söyledi. Sanırım Ahu ve Deniz kardeşlerdi. Ya da kuzen? Diğer iki çocuğun adları da Batı ve Ferah'tı. Ahu benim yanıma gelerek oturdu. Sanırım yeni sıra arkadaşım pek sıcakkanlı olmasa da tatlı biriydi. Kalbim heyecandan gümbür gümbür atarken Ahu bana döndü. "Sen benden korkuyor musun?" dedi. Doğruya kurtların keskin duyuları vardı. Okuduğum kitapta bu duyuların kilometrelerce ötesinde dahi çalıştığını söylenmişti. Ahu'ya dönerek gülümsedim. "Hayır, sadece hayatımda ilkleri yaşıyorum. Bu korkudan değil, daha çok heyecan diyebilirim." dediğime gülümser gibi oldu lakin istifini bozmadı. İlk oturan Ahu'ydu. Diğerleri ise Ahu'yu takip edercesine önümüzdeki ve arkamızdaki sıraların yanına geldiler. Tam ağızlarını açmış konuşacak iken sırada oturan sınıf arkadaşlarım hemen kalkarak gittiler. Önümüze Ceylan ve Batı yerleşirken, Arkamıza ise Deniz ve Ferah yerleşti. Önümde arkamda ve solumda birer kurt oturuyordu. İnanılmaz !!!!

Erdem hocanın dersinde sessizce otururken çevremdeki kurtların rahatsız olmuşçasına diken üstünde olduklarını gördüm. Tahmin ettiğim şey şuydu. İnsanların arasında olmaktan rahatsızdılar çünkü tüm öğrenciler onlara kaçamak bakışlar atıyordu. Diğeri ise bunu telepatik yoluyla konuşuyor olmalarıydı. Etrafıma baktığımda gerçekten sınıf arkadaşlarımın kötü bakışlarına maruz kalıyorlardı. İyi de bu haksızlık. Kurtlar onlara hiç bir şey yapmamışlardı. Sinirlenmeye başladığımda öne doğru hafifçe eğildim. Benim hareket ettiğimi gören Ahu ve diğerlerinin gözleri üsteme çekildi. Madem onlara rahat yoktu. Bende aynı şekilde karşılık verirdim. Ahu'nun biraz ilerisine bakarak buraya göz dikenlere bende dik dik bakmaya başladım. Öyle ki onlar kaçamak dahi baksalar yüzümü çevirmedim. Yanımdaki Ahu bu davranışımı görünce gülümsedi. Diğerleri şaşırmış gibiydi. Ceylan ise memnunmuş gibi bakış attı. Erdem hoca benim tahtaya değil de sola baktığımı görünce öksürme taklidi yaptı. İstemesem de hocaya baktım. "Neden tahtaya değil de sınıf arkadaşlarına baktığını söyleyebilir misin, Asya? Bunu yaparak diğerlerini rahatsız ettiğinden eminim." Peki hocam neden onlar beni ve çevremdekileri rahatsız ediyorlar. Ayağa kalktım. Erdem hocanın gözlerine baktıktan sonra başımı yine sola çevirdim. Konuşurken onlara bakmak istiyordum. "Hocam, sınıf arkadaşlarımızı rahatsız ediyorum çünkü onlarda tam olarak 20 dakikadır kaçamak dahi olsa buraya bakıyorlar. Gelen yeni arkadaşlarımız benim sorumluluğum ise onları memnun etmek ve burada oldukları zaman diliminde sorunlarına yardım etmek benim görevim değil mi?" dediğimde hoca affalasada başını salladı. "Bu durumda benim yaptığım gayet normal iken ya onların? Anlıyorum geçmişte savaş vardı. iki türde düşmandı. Lakin bu demek ki hâlâ düşman olacağız, hâlâ birilerini öldüreceğiz. Şuan savaş yok ve yaşamımız gayet sakın. Neden o zaman bu şekilde kurtlara düşman kesiliyorsunuz?" diyerek soruyu öğrencilere yöneltim. Benim yaşadığım sürece kurtlara bu denli kötü davranamazdılar. Herkes susmuş sınıf arkadaşlarımdan gelen cevabı bekliyordu. Sonra Sena ayağa kalkarak nefret saçan sözleri ile konuşmaya başladı. "Peki ya Sen? Neden onların tarafındasın? Sürekli onlar hakkında konuşuyor ve onları bize sevdirmeye çalışıyorsun? Onlar birer canavarlar, Asya. Savaş bitmiş olabilir lakin hâlâ insanların bir kısmını öldürüyorlar!!"Diyerek bağırdı.

Ben bilmiyor muyum o olanları? Biliyorum ama bunun bir sebebi vardı. İnsanlar o kadar vahşice kurtların bölgesine giriyor ve kaos yaratıyorlardı. Asıl bu olaylardan dolayı kendimden ve ırkımdan nefret ediyordum. Lakin bunu kaç defa dile getirsem dahi beni dinlemeyenler şimdimi dinleyeceklerdi. Gözlerimi Senanın yüzünden ayırıp yere diktim. Sadece "Yalan olan gerçeklere inanmaya devam edin." dedim sırama otururken. Bu sözüm Senayı daha da kızdırmıştı ve bize doğru bağırdı. "Biliyor musun? İnsan olmayı hak etmiyorsun! O yanındaki caniler yüzünden kendi türüne karşı çıkıyorsun! Keşke insan olmasaydın!!"dedi. Aslında haklıydı. Yine de doğru olanı bildiğim için ona karşılık vermedim. Yine, hep yaptığım gibi sustum. Keşke dedim içimden. Keşke senin gibi vahşi insanlar olmasaydı. "Keşke.." dedim sessizce dışımdan. Bunu kimse duymadı. İnsan olan kimse duymadı. Kurtlar ise birbirlerine bakmakla yetindi.

*****

Sultona Okhunjonova
senerisen
Mesajlar: 16
Ad Soyad: şen erişen
Gender: Female

#2 Ruh Eşim {1-Bölüm} - Sultona Okhunjonova

Mesaj senerisen ·

Yazma konusunda istekli olduğunuz belli oluyor, yazınız oldukça akıcı. Sonuna kadar okumadım. Başlangıçta çok tekrar eden (işaret) kelimeler sonra da ayrı yazılması gereken (da, mi) eklerini fark ettim. Konu bilindik öğeler taşıyor ama bir o kadar da çok yaşanılan bir konu.
Cevapla

  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj